11 Mayıs 2012 Cuma

BİR GARİP İNSANDIR JAPON

BİR GARİP İNSANDIR JAPON

        Japonlara karşı hep bir hayranlığım olmuştur. Zaten ülke olarak "abi japon yapmış" şeklindeki sözlerimiz de onlara imrenmemizin ve uzaylıymışlar gibi davranmamızın temel sebebi de bu sanırım.Hem bu kadar gelenekçi hem bu kadar insancıl ve de modern olmaları çok enteresan.(dipnot:modern kelimesini bizde kullanılan şekliyle yani dışı bakımlı içi cehalletten nasibini evladiyelik almış insanlar anlamında kullanmadım).Evet saygı anlayışlarını aşırı bulduğum zamanlar da olmadı değil bazen acaba çok mu kasıntılar diye düşündüm. Biraz rahat olmak gerekmez mi relax yahu diyesi geliyor insanın ama dışardan bakınca hiçte bu durumdan sıkılır gibi bir halleri de yok yani. Ben şahsen sadeliğin ihtişamından yana olan biriyim ve japonların kültürünün temel öğelerinden biri de bu sanırım.O kimonolar falan aslında dünya giyim tarzını incelersek çağdaşlarından ne kadar farklı ve şık.

        Japonya bir ada ülkesi. Ada ülkesi olmak farklı bir olgu. Belli bir yalıtılmışlık hissi veriyor insana. Sanki japonlar da bu yalıtılmışlık sayesinde etkilendikleri çin ve kore kültürünü farklı bir noktaya getirmişler. Doğu Romanın Batı Roma Topraklarından ayrılıp kısa sürede çok farklı bir kültür oluşturması gibi bir şey sanırım bu. Elbette ki her ada ülkesi de japonya gibi değil en büyük misal İngiltere'dir sanırım. Demek ki bazı şeylerin bir milletin genlerinde olması gerekiyor. Bir diğer konu da asalet mevzusu japonların bu kadar asil olması gururlarının çabuk kırılması hatta bu sebepten kaynaklanan harakiri. Bu arada harakiri böyle bizim bildiğimiz gibi değilmiş. Hop kafana esince çıkart bağırsakları dışarı ben asilim asil ölürüm durumu değilmiş. Bir başarısızlık göstergesinde bulunduğunda bağlı olduğun beyden harakiri yapmak için izin almak gerekiyormuş. Kafana göre harakiri yaparsan b*k yoluna gidiyormuşsun.Başarısız olduğunda utancından intihar etmeyi düşünmek nasıl bir asalettir harbiden.Özellikle de bugünün karakteri kıt gençliğini düşünürsek.( yanlış anlaşılmasın gitsinler harakiri yapsınlar demedik doğru dürüst karakterli olsunlar yeter ).

        Onur Ataoğlun'un JAPON YAPMIŞ diye bir kitabını okumuştum. Kitapta, üretilen meyvelerin sebzelerin her türlü ürünün en iyisinin japon halkını ayrıldığını okumuştum. Oysaki yazarın Türk bir tanıdığı ona ürettikleri portakalların en iyilerini yurtdışına sattıklarını kötülerini iç piyasaya yönlendirdiklerini duyunca bilindik bir üzüntü duydum.( bunun böyle olduğunu bilmem için kitapta okumama gerek yoktu bu zaten aşikar biz bunu gururla ifade ederiz: YURTDIŞINA ÜRÜN İHRAÇ EDİYORUZ). Yine son teknoloji ürünlerini önce iç piyasada kendi halkına sunarlarmış ve tamamen japon priz mantığına göre üretilir, ürünün modası ülkede geçince de avrupaya satılırmış. Bir ülkede millete duyulan saygı bize ne kadar enteresan geliyor değil mi? Olağan olması gerekirken. Fakat bunun gerçekleşmesi için halkın karakterinde de bunun mevcut bulunması hali elzem tabi ki. Neyse en nihayetinde Japon Yapmış Abi..! 

10 Mayıs 2012 Perşembe

BİR ROMAN İSKENDER

                                                                                   BİR ROMAN İSKENDER


         Uzun zamandır elimde olan aslında okumak istediğim ama bir türlü başlayamadığım bir romandı İskender.(genelde böyle söylenir ben de adeti bozmayayım).Kitabı okumaya başlamadan önce beş on sayfa okuyup yatmayı düşünüyordum ki farketmeden 146. sayfaya kadar geldim.İnanın bu benim için büyük başarı çünkü iyi bir kari ( okur ) değilim.

       Elif Şafak popülerliği dolayısıyla uzun süre okumak istemediğim bir yazardı ta ki Aşk romanını okuyana kadar. Diğer kitaplarında olduğu gibi İskender de oldukça akıcı, yalın, güzel cümlelerle bezenmiş. Kitabı yaklaşık son elli sayfasına kadar oldukça keyifle okudum. Sonrasında kitaba heyecan katılmak amacıyla yapıldığı kanaatine vardığım bir tesadüfler silsilesiyle karşılaştım; Fakat bunlar da kabullenilemeyecek türden değildi ve hemen bir önyargıda bulunmak olmazdı. Amma velakin kitabın sonuna geldikçe özellikle yaklaşık son 25 sayfa civarına kitapta rahatsız edici derecede bir mantık hatası gürühuyla karşı karşıya kalıverdiğim hissiyatına kapıldım. Özellikle kısacası köyden londraya göçmüş Pembe karekterinin canı kadar sevdiği ikizinin kucağında ölmesi durumunda nasıl paçayı kurtaracağını düşünmesi,  tipik Türk anne modeli baskısı uyguladığı çocuklarını bırakıp Türkiye'ye dönmesi ve bunların çok olağanmış gibi anlatılması ve sayamayacağım bir çok abesle iştigal kısmın bu kadar az sayfa içine sığdırılmasına hayretle bakakaldım.

      İlk bakışta bunları acaba kitabın sonu benim istemediğim şekilde bittiği için mi böyle düşündüğüm konusunda empati yapsam da sonuç değişmedi.Son sayfalar gerçekten kabullenilir türden değildi. Elif Şafak'ın bunu nasıl yaptığına anlam veremedim.(Elif Şafak'a karşı sempatim olduğunu gizlemiyeyim bu arada). Diğer yandan birbirleriyle kesişen altı yedi kişinin hayatının geçmiş ve sonraki hallerinin ara bölümler halinde anlatılması sıkılmamanıza sebebiyet veriyor. Bir çok romanda sürekli aynı hikayeye sırasıyla ve tek bakış açısıyla okumak sıkıcı gelir.Bu kitapta böyle bi problem yok. Karakterler iyi oturmuş fakat çok fazla karakterin gözünden olaylar anlatıldığı için bütün yönleriyle onları tanıyamıyorsunuz.

      Tamam bu kadar eleştri yaptım ama kitabın okunmaya değmeyecek olduğunu da söylemedim. Bence mutlaka okunması gereken zaten bir solukta biten keyifli bir hikaye İskender,Alexandr ya da Askender.